şifalı bitkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şifalı bitkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2008 Salı

CEVİZ YEMENİN 9 ÖNEMLİ SEBEBİ


Cevizdeki yüksek orandaki omega-3 yağ asitleri kalp hastalıklarını, inmeyi, diyabeti, yüksek kan basıncını ve klinik depresyonu azaltıyor. Ceviz tüketimi kandaki kolesterol seviyesini düşürüyor, kalp atışlarında düzensizliği önlüyor.


2. Ceviz kanserden korunma sağlıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor.


3. Ceviz, damarlarda daha az pıhtılaşma özelliği olan kan tipinin üretimine ve iyi kolesterol oranının kötü kolesterol oranına göre artmasına yardım ediyor.


4. Cevizdeki L-Arginin kan damarlarının iç tarafının pürüzsüz ve düzgün olmasını sağlayarak kan-damar sisteminin rahatlamasını sağlıyor. Cevizdeki yağ asitlerinin kalp hastalıklarını önleme etkileri var.


5. Ceviz, kavrama ve anlamayı geliştiriyor. Asya`da ceviz hâlâ beyin gıdası olarak kabul ediliyor, bu ülkelerde öğrenciler, sınavlardan önce ceviz yiyerek notlarını yükseltebileceklerine inanıyor.


6. Omega-3 yağ oranı düşük çocuklarda daha yüksek hiperaktif olma özelliği, daha fazla öğrenim ve davranış bozuklukları, daha fazla huysuzluk ve uyku düzensizlikleri gözlemleniyor. Ceviz, bu sorunları önleyen omega-3 bakımından çok zengin.


7. Safra taşı oluşumunun önüne geçiyor.


8. Cevizdeki melatonin, beyin bezesi tarafından salgılanan melatoninin insan vücudunun kullanıma hazır formunu içeriyor. Melatonin, gece çalışan, zaman farkından uyku düzensizliği çeken kişilerde uyuma rahatsızlıklarını ortadan kaldırabiliyor.


9. Cevizin, antioksidan özelliği dolayısıyla kardiyovasküler ve sinir sistemine zarar veren parkinson ve alzheimer gibi hastalıkların gelişimini erteleyebiliyor. Ceviz, manganez ve bakır içeriyor. Gaziantep, aa

19 Kasım 2008 Çarşamba

Sağlıklı saçların sırrı bitki banyoları

Şifalı bitki banyoları



Deriniz yağlıysa 150g mayıs papatyası veya civanperçemi, deriniz sivilceliyse 150g kuru nane veya atkuyruğu kullanın. Bitkiler 1 litre kaynar suyla haşlanır ve soğuyana kadar demlendikten sonra süzülür ve banyo suyuna eklenir.



Ebegümeci banyosu, iltihaplı, sivilceli deri için



50g kurutulmuş veya 100g taze ebegümeci çiçeği ve yaprağı ince kıyılmış olarak, kaynar derecedeki 2 litre suyla haşlanır, soğuyana kadar demlenmeye bırakılır, süzülür ve banyo suyuna eklenir. Kan dolaşımını hızlandırmak için banyodan sonra beden, orta sertlikte bir fırça ile fırçalanır.



Elma sirkesi banyosu, yağlı cilt için



¼ litre elma sirkesi banyo suyuna eklenir. Banyodan sonra duş alınmaz, sirkeli su derinin üstünde kurumalıdır. Daha sonra, yağlı olmayan bir nemlendirici beden losyonu uygulanır. Banyo suyuna eklenen 8 damla lavanta yağı, antiseptik etkiyi arttırır ve ruhsal açıdan dengeleyici ve yatıştırıcı etki yapar.



Lavanta yağı banyosu



¼ litre elma sirkesi(yağlı deriye karşı) veya ¼ litre krema(normal, kuru veya karışık deri için), 8 damla lavanta yağı ile iyice karıştırılır, banyo suyuna eklenir ve su da iyice karıştırılır. Krema-lavanta banyosundan sonra ılık duş alınır. Elma sirkesi-lavanta banyosundan sonra duş alınmaz ve kurulanılmaz.



Yağsız süt banyosu, kuru ve duyarlı deri için



Yağı alınmış 2 litre süt banyo suyuna eklenirken, su iyice karıştırılır. Banyodan sonra ılık bir duş alınır ve hafifçe kurulanılır. Eğer deriye banyodan önce 2 yemek kaşığı dolusu zeytinyağı yedirilirse, süt banyosu kuru deri için çok daha etkili olur. Banyo suyuna eklenen 1 bardak aynısafa çayı da deriyi ayrıca yatıştırır.



Yağ-süt banyosu, kuru deri için



1 bardak ılık süt ve bir yemek kaşığı zeytinyağı, kapalı bir kavanozda iyice çalkalandıktan sonra banyo suyuna eklenir. Banyodan sonra sıcak duş alınır ve hafifçe kurulanılır.



Yağ banyosu, kuru deri için



50 ml bademyağı veya zeytinyağı sıcak banyo suyuna eklenir ve iyice karıştırılır. Banyodan sonra, cildin üstünde kalan su elle sıyrılır ve kalan hafif yağ filmi masajla yedirilir.



Süt-bal banyosu, kırışıklara karşı



2 bardak ılık sütte 2 yemek kaşığı dolusu bal iyice eritilir, 1 tatlı kaşığı badem yağı eklenir ve kapalı bir kavanozda iyice çalkalandıktan sonra banyo suyuna eklenir ve banyo suyu da karıştırılır. Banyodan sonra sıcak duş alınır ve hafifçe kurulanılır.



Bal-süt-tuz banyosu, kuru ve olgun deri için



Banyo küveti doldurulurken 100g deniz tuzu serpiştirilir. Bu arada 1 litre sıcak sütte 250g çiçek balı eritilir ve banyo suyuna eklenir. Banyo suyu iyice karıştırılır. Banyodan sonra sıcak duş alınır ve hafifçe kurulanılır

22 Ekim 2008 Çarşamba

saç bakımı için doğal karışımlar

1- Soyulmuş yarım avokadoyu iyice ezin. İçine 2 adet bıldırcın yumurtası, bir çorba kaşığı susamyağı koyup karıştırın ve saç diplerinize sürün. Streç filmle sarıp iki saat bekletin. Ardından saç tipinize uygun bir şampuanla yıkayın. Bu kürü haftada bir tekrarlayın.
2- Saç diplerinizin masaja ihtiyacı olabilir. Her gün 3 dakika masaj uygulayın. Ayrıca bir de tarif vereceğim: Bir su bardağı suda 4 yaprak defne, birkaç yaprak aynısafa ve biberiyeyi 10 dakika kaynatın. Su yarıya indiğinde süzün ve suyuna bir kahve fincanı iyi zeytinyağı, bir çay kaşığı deniz tuzu katın. Karışımı saç diplerinize boya sürer gibi sürüp, uçlara doğru tarayın. Streç filmle sarıp 3 saat kadar bekletin. Bunu haftada bir uygulayın.
3- Yarım kahve fincanı soya yağı, iki çorba kaşığı badem yağı, bir çay kaşığı deniz tuzu ve bir tatlı kaşığı elma sirkesini benmari usulü ısıtın. Karışımı saç diplerine boya sürer gibi sürün ve masaj yapın. Ardından streç filmle sarıp iki saat kadar bekletin.
• Saç derinize ve saçlarınıza hindistancevizi sütü veya aloe vera jeliyle masaj yapın. Bunu başınızda yarım saat kadar tuttuktan sonra, ılık suyla durulayın. Haftada 3 kez tekrarlayın.
• Saç derinize ve saçlarınıza bal ve yumurtanın sarısıyla masaj yapın. Başınızda yarım saat kadar tuttuktan sonra, durulayın.
• 2-3 hafta boyunca, her öğünde bir bardak suya bir çay kaşığı elma sirkesi karıştırarak için.
Saçlarınızı beslemek için elma sirkesi ve adaçayını karıştırarak, saçınızı bu karışımla durulayın. • Sıcak zeytinyağı, bal ve 1 çay kaşığı toz halinde tarçını karıştırıp macun haline getirdikten sonra, banyodan önce 15 dakika boyunca uygulayın.
• Saçların azaldığı kısımları kızarana dek soğanla ovun, ardından da bal sürün.
• Eşit miktarda ılık keneotu ve badem yağını karıştırıp, haftada bir saç derinize masaj yapın.
• Misket limonu çekirdekleri ile kara biber tohumlarını bira suyun içinde eşit sayıda öğütün ve düzenli olarak saç deriniz üzerine uygulayın.
• 1 fincan hardal yağını 4 çorba kaşığı kına yaprağı ile kaynatın. Süzdükten sonra kalan sıvıyı bir şişeye doldurun ve saç derinize düzenli olarak
Saç beyazlaması sorunu yaşayanlara öneriler.Ceviz kabuklarını iyice dövüp püre haline getirin. Diğer taraftan bir tutam ceviz yaprağını yarım litre suda kaynatın, 20 dakika kadar demlenmesini bekleyin. Sonra süzüp içine ezdiğiniz ceviz kabuklarından bir çorba kaşığı katın. Karışımı şaçlarınıza sürüp bir saat bekletin. Bunu haftada bir gün uygularsanız saçrenginiz değişir, koyulaşır.
Saçların Sağlıklı Uzaması İçin:
150 Gr.Sığır İliği100 Gr.Hindistan cevizi içi
Yapılışı :Kemik iliğini haşlayıniçine öğütülmüş hindistan cevizini karıştırınIlık ılık saç diplerinize yedirerek sürünHaftada 1 kez
Yağlı Saçlar İçin :
Bir tutam biberiye ve bir tutam kekiği 250 gram kaynar suda çay gibi demleyip, süzün.Sıvıyı temiz saç diplerine sürün.
Dökülen Saçlar İçin :
BUĞDAY çimini ezip, suyunu çıkarın. Bu suya zeytinyağı ekleyip, saç diplerinize sürün. Böylece saçınızın kuvvetli çıkmasını sağlamış olursunuz.
Eşit orandan servi, biberiye, ardıç, zeytinyağını (saçta boya varsa bir yumurta sarısı da) ekleyin. Karışımı saçınıza sürün.
Saçınız dökülüyorsa:
20 gram çörek otunu öğütüp, 20 gram susam yağı ve 10 defne yağı ile karıştırın. Saçınıza sürüp, bir havluyla sararak iki saat bekletin.
Saç Diplerinde Kaşıntı İçin:
11 Adet yumurta sarısı1 çorba kaşığı Alkol1 çorba kaşığı Hint Yağı1 çay kaşığı tuz
Yukarıda ki malzemeleri karıştırıp, saç diplerine sürün. İki saat beklettikten sonra saçınızı durulayın.
Saç Diplerinde Kaşıntı İçin-2:
Beş adet aspirini dövüp, maden suyu ile karıştırın. Karışımı saç diplerine sürün ve 15 dk. sonra durulayın.BUĞDAY çimini ezip, suyunu çıkarın. Bu suya zeytinyağı ekleyip, saç diplerinize sürün. Böylece saçınızın kuvvetli çıkmasını sağlamış olursunuz.
Eşit orandan servi, biberiye, ardıç, zeytinyağını (saçta boya varsa bir yumurta sarısı da) ekleyin. Karışımı saçınıza sürün.
Saçınız dökülüyorsa: 20 gram çörek otunu öğütüp, 20 gram susam yağı ve 10 defne yağı ile karıştırın. Saçınıza sürüp, bir havluyla sararak iki saat bekletin.
Ağaran Saçlar İçin:
Taze cevizin dış kabuklarını az suyla haşlayın, içine ısıtılmış yarım kahve fincabı zeytin yağı ve bir tatlı kaşığı kuru maya katın 2 saat saçınızda bekletin.
Zayıf Saçlar İçin2 Yumurta sarısını çıprtıktan sonra 1 çorba kaşığı zeytin yağı, 1 tatlı kaşığı gliserin, 2 çorba kaşığı elma sirkesi ile karıştırın saçınız ıslakken bu karışımı uygulayın, 20 dk. beklettikten sonra durulayın.
Dökülen Saçlar İçin-1:
Saçlar sıkıntıdan dökülebilir, bu yüzden stressten uzak durun, eğer saçlarınız aşırı dökülüyorsa doktora görünmelisiniz.
1 Su bardağı zeytinyağı, 1 tutam dere otu, 1 sap tarçın çubuğu ve biberiye yağını benmari usulü 5 dakika kaynatın. 15 dk. demlendikten sonra karışımı süzüp içerisine 1 tatlı kaşığı kuru maya karıştırın. Karışımı saçınıza sürüp 2 saat bekletin.
Saç Bakımı:
Eşit miktarda ki susam yağı, ceviz yağı ve çörek otu karışımına birer kapsül E-B vitamini kırın, sonra da bir kapakçamterebentin ekleyin. Elde ettiğiniz karışımı saç diplerine sürün ve saçınızı streç filmle sararak iki saat bekleyin. Sürenin sonunda da saçınızı uygun bir şampuanla yıkayın.
Dökülen Saçlar için-2:
Defne yağı, badem yağı ve avakado yağını eşit miktarda karıştırıp, saçınıza sürün. 2 saat beklettikten sonra uygun şampuanla yıkayın.

13 Ekim 2008 Pazartesi

M.Ayurveda Ne Demektir,Amacı Nedir?


M. Ayurveda Ne Demektir, Amacı Nedir?
Şu an yeni bir tıp dalı olarak bilinen Ayurveda, aslında binlerce yıl öncesine dayanan Hindistan kökenli en eski tıp sistemlerinden biridir. Ancak başta Amerika'lılar olmak üzere batılılarca tekrar gözden geçirilmiş ve modernize edilmiştir. 1990 yılı Ocak ayında, dünyada birçok ülkenin bir referans merkezi olarak kabul ettiği Amerikan Konseyi'nce, legal, tavsiye edilecek bir tıp dalı olarak kabul edilmiştir.

Günümüzde Ayurveda'nın popülerlik kazanması, Ayurveda adı altında eksik ve hatalı uygulamaların yapılmasına da yol açmaktadır. Örneğin, tuzlu su içirip kusturmak gibi. Benim uygulamakta olduğum Ayurveda ise, Maharishi Mahesh Yogi'nin önderliğinde modernize edilmiş, bilimsel olan ve sadece tıp doktorlarına öğretilen Ayurveda'dır.

Kelime anlamı olarak (Ayur) yaşam ve (Veda) bilgi, yani yaşam bilgisi demektir. Amaçları hayatı uzatmak, mükemmel sağlığı yaratmak ve hastalıkları, bozuklukları vücuttan uzaklaştırmaktır. Ayurveda'nın esas önemli noktalarından biri de insanı, beden ve zihinle bir bütün olarak görmesidir. Ve onun tüm unsurlarını bir arada uyumlu ve dengede tutmaya çalışmasıdır. Nasıl oluyor da zihin ve beden birbiriyle ilgili oluyor? Geçtiğimiz yıllarda fizikte kabul edilen Quantum teorisine göre, moleküller ve atomdan öte, bir de maddenin quantum düzeyi vardır. Bir quanta, bilinen en küçük atomdan 10-100 milyon kez daha küçüktür. Bu düzeyde enerji ve madde birbirine dönüşebilir bir halde durmaktadırlar. Bu quantalar gözle görülmeyecek titreşimlerden oluşurlar ve adeta bir fizik oluşum için şekillenmeyi beklerler. İnsanda da aynı olay geçerlidir. Önce görülmeyen titreşimler quantum dalgalanmalarına, o da enerji uyarılarına ve o da maddeciklere, düşünceye, DNA'ya, ağrıya, dokulara, hücreye, herşeye dönüşür. İşte Ayurveda bu düzeyden, zihin ve beden düzeyinden sağlığa bakar.
Bu sistemin en önemli noktalarından biri de, sağlığı korumanın, tedavi etmekten daha önemli olduğudur. Yapılan patolojik araştırmalar göstermiştir ki, örneğin 40 yaşında bir erkekte oluşan kalp enfarktüsü, koroner damarda tıkanma gibi semptomlarla kendini belli edip, doktora gidince ortaya çıkmaktadır. Oysa daha 20 yaşında bu kişinin damarlarında ileride kalp enfarktüsüne dönüşebilecek ve damar tıkanmasına yol açacak yağ taslakları patolojik olarak saptanmıştır. İşte bu düzeyde olaya müdahale edilirse, herşey çok daha basit ve kolay olur. Çünkü hangi doşha tipindeki kimsede ne tür hastalıklara eğilim olduğu bellidir.
Nedir bu Doşha'lar? Doşha'lar, Ayurveda'da çok önemli bir nokta, bireysel psiko-biyokimyasal özellikler grubu ve kişiye özgü beden tipleridir. Her insanda egemen olan bir, bazen iki, hatta ender olarak üç doşha vardır. Bu doşha'lar kişiye bütün önemli özelliklerini verirler, böylece hiç kimse bir diğerinin aynı olmaz. Eğer bu doşha'lar dengeden çıkar, artar veya azalırsa hastalıkların yolu açılmış olur.

Mükemmel bir sağlık için kişinin kendi beden tipini, yani doşha tipini bilmesi çok önemlidir. Nedeni de bir beden tipi için iyi olabilecek bir yiyecek bazılarımız için bir olay olabilir. İşte bu yüzden bazılarımız yazı sever, bazılarımız kışı; kimimize dondurma zevkli gelir, kimimize ise dokunur. Bazen canımız çorba ister, bazen de tost. Nasıl oluyor bu olay? Bir bardak sütte, kim içerse içsin, 120 cal. vardır. Ama bazılarımız onu içerse yağ depolar, bazılarımızda enerjiye dönüşür. Bazıları ise kemikte Ca++ depolar, bazısı idrarla dışarı atar, bazıları ise böbrek taşına dönüştürür, üstelik aynı kalsiyumu. Doşha tipimizi bilmek, kendimizi anlamak, aynı maddelere neden farklı cevaplar verildiğini kavramak için bu nedenle önemlidir. Ayrıca modern tıpta hastalık oluştuktan sonra çoğu zaman belirtiler ortaya çıkmaktadır. (Tıkanan damar örneğindeki gibi). Ve o zaman kişi sağlığına dikkat etmektedir. Oysa kendi tipimize göre uygun beslenme ve davranışlarda bulunmak, temelden bir korunma ve hastalık semptomları oluşmadan kolay bir tedavi olanağı sağlamaktadır. Oysa tüm semptomlar oluştuktan sonra tedavi olanakları çok kısıtlı kalabilir. Bir diğer nokta da, bir beden tipi her hastalığa yatkın değildir. Bazı hastalıklar ise kolay oluşmaktadır. Bir üçüncü nokta da, tedavide beden tipini bilmenin önemli oluşudur. Çoğumuz biliriz ki aspirin herkesin ağrısını kesmez veya midesi ağrıyan her kişiye antiasit verilirse bir gruba iyi gelirken, diğerine pek yararı olmaz. Başlıca üç grup doşha vardır. Vata, Pitta, Kapha. Bu doşha'lar temel olarak beş elementten boşluk, hava, su ateş ve topraktan oluşurlar.
1. Doşha Vata'dır. (Boşluk ve havadan oluşur) Özellikleri, değişken, kuru, hafif, soğuk, küçük, hareketli, sert ve diğer doşha'lara liderlik etmesidir. Vücutta enerji ve hareketi sağlar, sinir sistemini çalıştırır. Konuşma, duyu organları ve hareket organları, nefes alıp vermek, bağırsak ve idrar yolu hareketleri hep bu doşha'ca yönetilir. Anormal çalıştığında, arttığında, sinirlilik, gerginlik, uykusuzluk, dinlememe, kuruluk, kabızlık, ağrı, endişe, gaz, üşüme, kasların seyirmesi gibi durumlar olur. Örneğin soğuk ve rüzgarlı hava, gaz.
2. Doşha Pitta'dır. (Ateş ve nemlilikten oluşur) Özellikleri, sıcak, keskin, hafif yağlı, hafif sıvı, asidik, acı, ekşi, kokulu, bağırsakları boşaltıcı etkisi vardır. İştah, susuzluk hissi, ısı dengesi, görme, cilt rengi ve yapısı. Bu doşha dengede olmazsa aşırı sıcaklık hissi, cilt problemleri, ülser, görme problemleri, kötü koku, kızgınlık, aşırı acıkma, susama, yüzde kızarıklık, terleme oluşur.
3. Doşha Kapha'dır. (Su ve topraktan oluşur) Özellikleri, yağlı, soğuk, ağır, yumuşak, parlak, sağlam ve tatlılıktır. Vücuda kuvvet ve destek verir, cesaret verir, bağışlama, iyileşme gücü verir. Anormal, fonksiyonlarda ağırlık, şişmanlık, aşırı yavaşlık, donukluk, depresyon, alerji, kaşıntı, aşırı uyku verir./Dr. Ender Saraç/

10 Eylül 2008 Çarşamba

ŞİFALI BİTKİLERİN BELİRLENMESİ, TOPLANMASI, SAKLANMASI VE KULLANILMASI

ŞİFALI BİTKİLERİN BELİRLENMESİ

Şifalı bitkileri doğada aramaya çıktığınızda, sağlığınıza önemli bir katkıda bulunmuş oluyorsunuz. Çünkü artık sıkışık kent merkezlerinden ve yoğun trafik akışından uzaktaki temiz bir doğada hareket ediyorsunuz. Bu hareketliliği bedeninizin ne kadar yararlı bulduğunu ve uzun gezintileri ne kadar özlediğini zamanla anlamaya başlayacaksınız. Şifalı bitkilerle henüz yeni tanışmakta olan kişiler, öncelikle doğayı tanımaya ve anlamaya çalışmakla yetinmelidirler. Belirtilmiş olan bölgelerde şifalı bitkileri arayın, onları belirlemeye çalışın ve böylece onların yaşam alanlarını tanıyın.

Karar verme yeteneğine tam olarak güvenemeyen kişiler, konu uzmanlarının yönetiminde gerçekleştirilen bitki arama turlarına katılarak, bitki toplama pratiği edinmeye çalışmalıdırlar. Bu davranış yalnızca kişilerin sağlığı açısından değil, doğanın dengesi ve sağlığı açısından da önemlidir. Bazı bitkiler, doğayı koruma yasalarıyla koruma altına alınmış olabilir veya şifalı bitkilere çok benzeyen yararsız bitkiler boş yere toplanabilir. Ancak, aradığınız bitkiyi çok iyi tanıdığınıza inandığınızda bitki toplamaya çıkmalısınız.

ŞİFALI BİTKİLERİN TOPLANMASI

Şifalı güçleri kurutulmuş hemcinslerine göre çok daha üstün olan taze bitkiler, şubat sonu ile ekim sonu arasındaki zaman içinde toplanabilir. Pek sert geçmeyen kış aylarında hatta, sinirliot, yoğurtotu veya yapışkanotu ve kırlangıçotu gibi bitkiler hala toplanabilir.

Kurutulacak bitkiler, mümkün olduğunca güneşli günlerde toplanmalıdır. Bunun nedeni yalnızca, güneşli havada yapılan bir yürüyüşün daha zevkli olabileceği değil, bitkilerin iyileştirici güçlerinin güneşli havalarda doruğa ulaşıyor olmasıdır. Ayrıca, topladığınız bitkilerin endüstri bölgelerinden ve yoğun trafiği olan yollardan "uzakta gelişmiş temiz bitkiler olmasına özen gösteriniz. Bitkiler toprağın en az iki parmak üstünden kesilmeli, kökleriyle birlikte sökülmemelidir! Bitkileri eve taşımak için en uygun olanı bir sepet, file, bez torba veya kağıt torbalardır. Plastik torbalar kullanılmaz. Çünkü hava almayan plastik torbanın içindeki bitkiler hemen bozulur ve sağlıklı bir biçimde kurutulamazlar. Ve bir rica daha; bitki toplarken ölçüyü kaçırmayın!

Bazı çok güzel alanları ve ender bitkileri koruyabilmek için onların bazen koruma altına alındığını ve bu bölgelerde bitki toplamanın yasak olduğunu unutmayınız. Bu tür yasaklara uymalısınız!

ŞİFALI BİTKİLERİN SAKLANMASI

Bitkiler elden geldiğince tazeyken kullanılmalıdır. Ölçülü bir biçimde toplanan bitkilerin bir bölümü ise kış aylarında kullanılmaya hazırlanır. Güneşli havada toplanan bitkiler eve getirildiğinde, kesinlikle yıkanmadan, ince kıyılır ve kurutulur. İnce kıyılan bitkiler bu amaçla temiz örtülerin veya kağıtların üstüne yayılarak, gölge ve havadar bir ortamda kurumaya bırakılır. Bitkiler tam anlamıyla kuruduğunda, karton kutulara, kesekağıtlarına veya koyu renkli cam kavanozlara doldurulur. Teneke kutular, plastik kaplar veya torbalar bu iş için uygun değildir. Toplanan bitki, çay yapımı için bir sonraki mevsime kadar yeterli olmalıdır. Geçen bir yılın sonunda elde kalan bitkiler banyo katkısı olarak da başarıyla kullanılabilir.

Önemli uyarı: Reçeteler, çaylar, tentürler ve bitki banyoları yararlı olmadığında, kişinin evinde ve çalışma yerinde geopatik enerji alanlarının varlığı araştırılmalıdır. İki ellerinin arasına aldıkları bir çatal değnekle su veya maden arayıp bulabilen kişiler bu amaç doğrultusunda görevlendirilebilirler. Bu uzman kişinin yardımıyla, örneğin yatağın veya çalışma masasının bu olası enerji alanlarının dışına çıkarılması sonunda hasta kişide iyileşme hızlı bir biçimde başlayabilir.

ŞİFALI BİTKİLERİN KULLANILMASI

Çay harmanlarında, karıştırılan bitkiler çok değişik hastalıklara karşı etkili olsalar bile kendinizi kesinlikle sınırlandırmaya kalkışmayınız! Şifalı bitkiler birbirlerine karşıt değildirler, yani birlikte kullanıldıklarında iyileştirici etkilerini karşılıklı olarak yok etmezler. Önerilen günlük çay miktarları da kesinlikle herhangi bir sorun oluşturmaz, çünkü böbreklerimizin günde ortalama iki litre sıvıya ihtiyacı vardır. Ama sırf bu yüzden, aşırı dozajlarla hazırlanan litrelerce bitki çayı içmenin de doğru bir tarafı yoktur. Şifalı bitkiler ölçülü kullanılmalıdır.

Çaylarda veya banyolarda aşırı miktarda bitki kullanımı kişiye hiçbir kazanç sağlamaz. Bitkilerimizle aramızda oluşturabileceğimiz özel ilişkiler ise çok önemlidir. Hastalığın sizi ruhsal ve bedensel boyutta tam anlamıyla ele geçirmesini kabullenmek yerine, bedeninizle daha yakından ilgilenin, bedeninizde olup bitenleri duyumsamaya çalışın, iyileşmenin yollarını araştırın ve o yolları açmaya çalışın. Şifalı bitkilerin ölçülü kullanımı kadar, şifalı bitkilerle aranızda geliştireceğiniz olumlu ilişkiler de önemlidir.

Reçetelerde önerilen bitki miktarları, eczanelerden veya güvenilir bitki satıcılarından satın alacağınız kurutulmuş bitkiler için geçerlidir. Taze bitki toplamayı becerebilenler ise (taze bitkiler kurutulmuşlara göre çok daha etkilidir), bir bardak çay hazırlamak için, bir elin parmak uçları ile tutulabilecek kadar ince kıyılmış bitki kullanabilirler. Büyük bir elin kavrayabileceği fazladan birkaç yaprak parçasının pek önemi yoktur. Çok daha önemli ve öncelikli özellik, çay demlemek için önerilen ayrıntılara uyulmasıdır. Çay hazırlanırken bitkiler kesinlikle kaynatılmamalıdır, aksi halde iyileştirici etken maddeler yok edilmiş olur! Bitki katkılı bir tam veya yarım banyodan sonra terlemek ise, iyileşme yolunda olunduğunun başlıca belirtisidir.

25 Ağustos 2008 Pazartesi

ELMA SİRKESİNİN FAYDALARI

SİRKE yapımı için en uygun elma türü şeker oranı yüksek kış elmalarıdır. Değişik çeşitlerin bir araya getirilerek kullanılması da sirkeye ayrı bir lezzet katar. Sirke yapımında kaçınılması gereken elma türleriyse ham ve ekşi olanlardır. Sirke yapımında dikkat edilecek en önemli konuysa hijyendir.
Elmalar yıkandıktan sonra, kullanılacak malzeme ve kavanozlar sıcak suyla iyice yıkanmalıdır. Elmalar küçük parçalara ayrıldıktan sonra preslenerek veya katı meyve sıkacağından geçirilerek suları çıkarılır. Meyve suyundaki şeker fermantasyona uğrayarak önce alkole, sonra ise asetik bakterilerinin yaptığı fermantasyonla asetik asite, yani sirkeye dönüşür.
Sirke yapımında iki faktör çok önemlidir; bakterilerin verimli çalışmasını sağlayacak sıcaklık ve oksijen (havalanma). Havayla teması arttırmak için mümkün olduğunca geniş ağızlı ve sığ bir kavanoz seçilir. Meyve suyu, üstte boşluk kalacak şekilde kavanoza doldurulduktan sonra, meyve sineğinin geçemeyeceği, fakat havalanmanın sağlanabileceği temiz bir bez/tülbentle kavanozun ağzı kapatılır. Günde bir kez karıştırarak havalanmayı sağlamak sirkeleşmeyi hızlandırır. Sirkeleşme için ılık ( 15-25 C ) bir ortam tercih edilir ve kavanozlar güneş ışığından uzak, loş bir yerde saklanır. Kullanılacak kaplar cam veya ahşap olmalıdır, metal kap tavsiye edilmez. Yapım sırasında sirkeleşmeyi hızlandırmak için daha önce yapılan doğal elma sirkesi katılabilir.
Sirke, seçilen elma türü ve koşullara göre üç- altı hafta içinde oluşur. Sirke kokusu alınmaya başlandığından itibaren, her gün tadarak istenilen tat ve asit derecesi (yüzde 4-8 asit oranı) elde edilene kadar işleme devam edilir. Elde edilen sirke fermantasyonun devamını engellemek için birkaç kat tülbentten, kahve filtresi vb. filtrelerden veya süzme yoğurt kesesinden geçirilerek iyice süzülür. Böylece meyve kalıntılarından arındırılır. Hava almasına olanak vermeyen ince uzun şişelere, tam dolacak şekilde aktarıldıktan sonra serin, loş, güneş ışığı almayan bir yerde saklanır.
Ne kadar süzersek süzelim, ev koşullarında doğal elma sirkelerinde fermantasyon tam olarak durdurulamaz; şişede, şifai özelliklerinin göstergesi olan ve “anne” ismi verilen yumuşak kaygan yapısıyla deniz anasını andıran düz bir tabaka oluşur. Bu tabaka bakterilerin atıklarından oluşur ve sirke kullanılacağı zaman atılır. Doğal sirkeler rafine olanlara göre daha bulanıktır. Fakat pastörize veya damıtılarak üretilen rafine elma sirkeleri, yüksek sıcaklıklardan ötürü, ona şifai özellikleri kazandıran enzimler, mineral maddeler, iz elementler, vitaminler, pektin, malik ve tartarik asitler açısından fakirleşir, bir kısmını tamamen yitirir.
Kullanıldığı yerler
Hazırladığımız sirkeleri salatalarda, çorbalarda vs. aroma vermek amacıyla kullanabiliriz.
Şifai amaçla kullanmak için; bir bardak suya 2 tatlı kaşığı elma sirkesi ve 1-2 tatlı kaşığı bal katarak, günde 3 kez, mümkünse yemeklerden önce (fazla kilo problemi için de etkili olan elma sirkesi bu amaçla kullanılacaksa mutlaka yemeklerden önce alınmalıdır) kullanılır.
Elma sirkesi koruyucu sağlık amacıyla, sürekli olarak günde bir kez sabahları açken ve alınmalıdır.
İyileştirici özellikleri
* Besinlerin verimli kullanımını, metabolizmanın sağlıklı işleyişini, vücudun asit alkali dengesini korumasını sağlar. Örneğin kalsiyumun daha verimli kullanımını sağlayıp, bir yandan kemiklerin yeniden gerekli kalsiyumu almasını desteklerken, bir yandan da eklemlerdeki kalsiyum birikimini kırar.
Uzun süreli kullanımı eklem ve kemiklerdeki sertlik ve sıkıntılara son verir.
* Sodyumun etkisini yansızlaştırarak yüksek tansiyondan korur.
* Kolesterolü düşürür. İçerdiği doğal asitler ve enzimler kanın daha sağlıklı ve ince akmasını sağlar.
* Başta damarlar, karaciğer, böbrekler olmak üzere vücudu detoksifiye eder, yağlı-mukus kalıntıları parçalar.
* İçerdiği yoğun potasyum sayesinde hücre büyümesini destekler.
* Soğuk algınlıklarında, boğaz enfeksiyonlarında, bronşitte içilebilir ya da buhusu yapılır.
* İdrar yolları enfeksiyonlarında, sindirim bozukluklarında, kramplarda, yaban arısı sokmasında, saçta kepekte, uyku bozukluklarında, kulak çınlamasında da kullanılır.


ALINTI

6 Temmuz 2008 Pazar

ÇÖREK OTU MUCİZESİ

Sabahları yenilen çörekotu kolesterolü düşürüyor
Kara tanenin kolesterolü düşürdüğü yapılan deneylerle ispatlanırken, tedavi için sabahları aç karnına 9-10 adet çörek otu tohumu veya bir çay kaşığı çörek otu yağı yutulması tavsiye ediliyor. Böylece kolesterolün neden olduğu kalp-damar rahatsızlıklarının
önlenebileceği belirtiliyor.

Hiçbir yan etkisi olmayan çörekotu, tamamen doğal bir ilaç görevi görüyor. Ankara Özel Yavuz Sultan Fen Lisesi son sınıf öğrencisi Burak Eriçek (17), gerçekleştirdiği deneylerle çörekotu yağı ve tohumlarını kullanarak tavşanların kolesterol oranını dört hafta içinde yarıya düşürmeyi başardı. Böylece kolesterolün neden olduğu kalp-damar hastalıklarının önlenebileceğini kanıtladı. Çörekotunun tavşanlara etkisinin insanlara göre daha hızlı olduğunu söyleyen Burak, kilo durumuna göre daha kısa ya da uzun sürede sonuç
alınabileceğini dile getirdi.

Çörekotunun bilinen 16 türü bulunuyor. Karamuk, siyah susam diye de anılıyor.

Yüksek dozajda kullanılmaması tavsiye edilen çörekotu birçok hastalığı iyileştiriyor. Çörekotunun yararları şöyle:

* Kanser ve AIDS'e karşı bağışıklık sistemini güçlendirir.
* Bronşit nöbetlerine iyi gelir.
* Vücuda kuvvet ve zindelik verir. Kan yapıcıdır. Kan şekerini düşürür.
* Çocukların gaz ve sancılarını giderir.
* Kadınların hayzını söktürür. Anne sütünü artırır. Unutkanlığa
faydalıdır.
* Mide ve bağırsaktaki gazları söker, hazmı kolaylaştırır, iştah açar.
* Ekmek ve keklere katılırsa şişlik yapmaz.
* Böbrekteki kum ve taşları döker, basura iyi gelir.
* Felç ve kazıklı hummaya (tetanos) faydalıdır.
* Öksürük, balgam, nefes darlığı, grip, nezle, baş ağrısı ve
romatizmaya iyi gelir.
* Diş ağrısı ve diş iltihaplanmalarında kullanılır.
* Bağırsak ve karındaki kurt, parazit ve solucanları öldürür.
* Sivilce, uyuz, egzama gibi cilt hastalıklarına faydalıdır.

Zaman

KETEN TOHUMU MUCİZESİ

Keten Tohumu Mucizesi


Kuru birer tahta parçasını andıran tohumlar, uygun şartlar sağlandığında yeşerir ve çeşit çeşit bitkilere dönüşürler. Ancak bazıları da toprakta yetiştirilmeden gerek sağlık alanında gerekse diğer alanlarda, tohum şeklinde kullanılarak -Allah’ın izni ile- büyük yararlar sağlarlar. Bu özellikleriyle ön plana çıkan tohumlardan biri de keten tohumudur. Rabbimiz oldukça küçük boyutuna rağmen keten tohumunun içinde, insan yaşamı için son derece faydalı ve önemli maddeler yaratmıştır.

Doğal Omega-3 Kaynağı

Günümüzde Omega-3 yağ asitlerinin sağlık açısından oldukça önemli bir yere sahip olduğu, tüm tıp dünyası tarafından kabul edilen bir gerçektir. Kişinin enerji seviyesini olduğu kadar, konsantrasyon yeteneğini de artıran bu yağ asitlerinin bilinmesi gereken en önemli özelliği ise, vücudumuz tarafından üretilememesidir.
Bu nedenle dışarıdan besinlerle alınması gerekir. Dolayısıyla bu durum, dünyada tarımı yapılan ilk ürünlerden biri olan ve sağlık açısından pek çok yararı bulunan 4-6 mm uzunluğundaki keten tohumunun önemini daha da artırmaktadır. Çünkü Omega-3 yağ asitlerinin en iyi doğal besin kaynaklarından biri keten tohumudur.
Keten tohumundan elde edilen yağda %50 oranında, vücudumuz için gerekli olan bu yağ asitleri bulunmaktadır. Omega-3 serisinin en önemli temel yağ asitleri, Alfa-Linolenik asitten (ALA) türetilir. Bu da, en yoğun olarak yine keten tohumu yağında bulunur.

Sağlıkla İlgili Diğer Kullanım Alanları
Keten tohumunun sağlığa faydaları şöyle sıralanabilir:
* Kalp hastalıklarına karşı koruyucu; yüksek kolesterol, trigliserid ve tansiyonu düşürücü etkiye sahiptir.
* İçerdiği bazı asitler sayesinde eklem romatizmasına karşı yararlıdır.
* Mide-bağırsak sorunlarında düzenleyici özelliğe sahiptir.
* Kemikleri ve bağışıklık sistemini güçlendirmektedir.
* İç organların yüzeylerini rahatlatıcıdır.
* İçeriğindeki lignan (SDG) anti-kanser özellikli bir madde olup; göğüs, kolon (kalın bağırsak) ve prostat kanserine karşı koruyucu, kanserli hücrelerin büyüme hızını yavaşlatıcı ve bağışıklık sistemini güçlendiricidir.
* Öksürükte, ses kısıklığında ve gastrit gibi mide sorunlarında da olumlu etkisi gözlenmiştir.
* Ağız boşluğu, boğaz ve diş eti rahatsızlıklarında gargara olarak kullanılabilir.
* Romatizmal hastalıkların önlenmesinde kullanılmaktadır.
* Sinir sistemini ve hafızayı güçlendirici olarak tavsiye edilmektedir.
* Egzema ve sedef hastalıklarının tedavisinde kullanılır.
* İçeriğindeki enfeksiyon giderici maddeler romatoid artrit, sedef, alerjiler ve diğer yangılı hastalıklarda iyileştirici etkiye sahiptir.
* Tokluk hissi verdiği için diyetlerde de kullanılır.
* Omega-3, vitamin B-12 ve lifler açısından zengin olması, hücreleri genç tutarak yaşlanmayı geciktirici bir etki sağlar.
Rabbimiz'in küçük bir tahta parçasını andıran bu tohumu pek çok faydalı özellikle yaratması, O’nun sonsuz ilminin ve insanlara olan rahmetinin delillerinden sadece biridir. Yüce Allah'ın tohumlar üzerindeki ilmi, Kuran’da şöyle bildirilmiştir:
"Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah'tır. O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. İşte Allah budur. Öyleyse nasıl oluyor da çevriliyorsunuz?" (Enam Suresi, 95)

Endüstriyel Kullanım Alanları

* Tohumundaki liflerden faydalanılarak tekstilde kullanılır.
* Cam parçaları tahta yapılara tutturmak amacıyla kullanılan macunun yapımında kullanılır. Bu macun keten tohumu yağının ve kireç taşının belli oranlarda karıştırılmasıyla elde edilir.
* İzolasyon maddesi olarak kullanılır.
* Ahşap taklidi, bir tür yer kaplaması olan Linoleum’un yapımında kullanılır.

4 Temmuz 2008 Cuma

Zayıflatan bitkiler-2

At kuyruğu bitkisi idrar sökücü özelliğiyle biliniyor. Yağ dokularını eritmeye yardım eden bitki yaraların iyileşmesine de yardımcı oluyor...
At kuyruğu bitkisi idrar sökücü özelliğiyle biliniyor. Yağ dokularını eritmeye yardım eden bitki yaraların iyileşmesine de yardımcı oluyor. Fakat tüm idrar söktürücü bitkilerde olduğu gibi fazla dozda kullanılırsa böbreklere zarar verebilir...

Maydanoz, metabolizmayı hızlandırarak bağ dokusunu güçlendiriyor. Maydanoz yemek ve çayını içmek, ödemlere ve vücudun su toplamasına karşı çok etkili bir yöntem olarak biliniyor.

Adaçayı; zayıflamak isteyenler tarafından iştah kesici olarak kullanılıyor. Çay ve yemeklerde baharat olarak da kullanılabiliyor.

Fesleğen; vücutta biriken fazla suyu atmaya yardımcı oluyor. Üstelik, içindeki eter yağların moral yükseltici etkisi bulunuyor.

Kekik; sindirim sorunlarını tedavi edici etkiye sahip ve metabolizmayı hızlandırıyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmenin yanı sıra yorgunluktan şikayet edenlere zindelik veriyor.

Civanperçemi, tatlıya karşı iştahı keser, tokluk hissi verir. Tazelik veren lezzeti, ağır yemeklerin tadını hafifletir.

Biberiye, sindirimi düzenler. İyi bir canlandırıcıdır, kan dolaşımını hızlandırır, cildi sıkılaştırır. Et yemeklerinde kullanılabilir.

Tere, vücuttaki yağ yakımını hızlandırıyor. İnce yaprakları pişince acılaştığı için çiğ yemek gerekir. Ayrıca içinde birçok vitamin barındırır.

Sinameki, kalın bağırsakta suyun emilmesini önleyerek müshil görevi yapar. Uzun süreli kullanımlarda bağırsaklarda yan etkilere yol açacağından idrar söktürücü özelliği bulunan rezene ve nane gibi bitkilerle desteklenmesi gerekiyor.

Balık otu, bünyenin kimyasını hızlandırarak zayıflamaya destek olur. İçindeki maddeler tırnakları güçlendirerek saçlara parlaklık verir. Salata ve meyveli içecekler içinde kullanılabilir.